“Yirmi yılda New York’tan iki kat daha New York olmuÅŸ bir Amasya çizmek istesem Müjgan’ı çizerdim.”

Adalet AÄŸaoÄŸlu’nun bir üçleme olduÄŸunu bilmeden okuduÄŸum ilk romanı “Ölmeye Yatmak” ismiyle beni çok etkilemiÅŸti. On seneden fazla olmuÅŸ olabilir okuyalı ondan içeriÄŸini pek hatırlamıyorum. Sadece öğrencisiyle “yasak aÅŸk” yaÅŸayan profesör Aysel odaklı olduÄŸunu hatırlıyorum. Magazinsel olduÄŸundan aklımda bu kısmı kalmış.
Devamı olan “Bir Düğün Gecesi” ise odak noktasını Aysel’in bir çıt dışında kalan aile dramından alıyor. Aysel’in ailesi içinde gerçekleÅŸen bir düğünü anlatıyor. Aysel bu düğüne katılmayı reddeden bir kiÅŸilik fakat kocası onu “temsilen” geliyor. Roman tamamen bir geceyi anlatırken aralarda size düğüne davetli onlarca kiÅŸi hakkında bilgi veriyor ve hikayelerini anlatıyor. Bu biraz kafa karıştırıcı gelebilir. Benzeri bir konsept Zülfü Livaneli’nin Konstaniyye Oteli romanında vardı ama çok çiÄŸ gelmiÅŸti bana… Bu romandaki düğün gecesi ise daha çarpıcı. KiÅŸisel monologlardan anlıyorsunuz ki Aysel ve Ömer çifti Aysel’in yaÅŸadığı macerayı konuÅŸmuÅŸlar ve iliÅŸkilerine bir nevi yedirmiÅŸler. Bir yandan eÅŸinin yeÄŸeni kendisine aşık, ama katıldığı düğün kızın düğünü. Birçok kiÅŸinin hikayesine arka plana tarihsel olayları, Türkiye’nin politik geçmiÅŸini de referans vererek anlatıyor. SaÄŸ-sol çatışmaları, üniversite gençlerinin ve roman kahramanı Ömer gibi üniversite hocalarının rejimle olan iliÅŸkileri, aynı aileden çıkan üç çocuk ve üç ayrı karakter…
Serinin son romanını da bitirince belki iyice taşlar yerine oturur, bakalım!
Etkilendiklerim
Dün tarhana kararken bugün ansızın pokere oturuvermiş eller gibi. s:12
Gerçekten altın zincire vurulmuş bir kürek mahkumu bu kadın s:12
Öyle ya, paçasına biraz Batı uygarlığı bulaşmış eski bir milletvekili kızının onuruna onur katacak bir profesör de bulunsun bu törende. s:14
Ayrıca dengeli bilim adamı oluşum, yirmi iki yaşında güzel bir kızın bana tutunkunluğunu sezmemden gizli bir sevinç duymama engel değil. s:14
Bizans’tan Anadolu’ya doÄŸru yolalan bir gece otobüsünün içinde, bir zamanlar onca güvendiÄŸin, ayakta dursun diye onca sırt verdiÄŸin öz kardeÅŸinin senin için ne cinayet planları kurduÄŸunu bilseydin, son diye bir ÅŸeyin olup olmadığını anlardın. s:39
Åžimdi, söz veren söz verdiÄŸi ÅŸeyi yaparsa üzülüyorum. Bir borçluluk duygusuna kapılıyorum. Åžu yeryüzünde sözünün eri insanlar da varmış, diye ÅŸaÅŸkınlığa uÄŸruyor, bu dünyayı yeniden bir gözden geçirmeli bi acaba, gibilerinden kuÅŸkulara kapılıyorum. s:44Â
Bir elin sıcaklığından ne denli yoksun olduğumu o ana dek hiç bilmemiştim sayın hocam; hiç duymamıştım böyle bir özlemi. s:182
“AyÅŸen ‘biz’ olmuÅŸ de. Babandan haberi alınca. Elinize kazara, acıları sergileyenlere inat, düğünleri sergileyen bol resimli bir gazete geçerse, oradan da öğrenirsin.” s:274







