Corona zamanlarında Paris

Corona zamanlarında Paris

Yedi senenin ardından tekrar bir Paris gezisi yapma fırsatı buldum. Biraz son dakika kararıyla, çok planlamadan. Fransa, 12 yaş üstü %87 aşılama oranıyla ve 19k yeni enfeksiyon oranıyla birçok Avrupa ülkesine göre daha iyi bir durumda. Ayrıca hem PCR hem de Antijen Test 72 saat geçerli.

Ben bu sefer Gar de l’Est’e geldim. Münih’ten Paris’e uzayan hızlı tren hattı var. Stuttgart, Karlsruhe ve Strasbourg’da duruyor. Stuttgart-Paris arası 3 saat 20 dk. gibi bir süre tutuyor, zaman konusunda esnekseniz gidiş geliş €80’ya bilet bulabiliyorsunuz. İki şehir arası uçuşlar da mevcut. Tren istasyonunda “Navigo” edindim. Navigo günlük, haftalık, aylık olarak alınabiliyor. Ne yazık ki haftalık alırsanız hangi gün aldığınızdan bağımsız olarak Pazar gecesine kadar geçerli fakat haftalık kart tüm “Zone”larda geçerli. Yani Versay Sarayı’na ya da Disneyland’e gitmeyi düşünüyorsanız epey mantıklı olabilir. Bu kartlar için bir resim koymanız gerekiyor. Kontrol olursa €35 ceza ödüyormuşsunuz. Bir de “Navigo Liberte” diye bir şey çıkarmışlar, onda da bizdeki Akbil/Istanbulkart gibi içine para yüklüyorsunuz. Normalde €1.9 olan yolculuklar €1.5’e düşüyor ve aralıksız bağlantı varsa tekrar tekrar ödetmiyor.

Opéra Garnier

Metro çıkışında balerin pozu veren gençler


Sonrasında ver elini caddeler sokaklar :) Daha önce Opera binasına gitmemiştim, inanılmaz beğendim. Opéra Garnier olarak geçen bina 1875 yılında tamamlanmış ve 3. Napolyon tarafından yaptırılmış. 2000 kişiye yakın kapasitesi var. Beni kalbimden vuran noktası ise avizeleri oldu, hele ki ana salondaki avizesinin “Chagall” süslemelerini görünce!

Çıkışta Louvre müzesine doğru yürüdük daha önce iki kez gezdiğim için tekrar gezmedim. Gezmesi en az 3-4 saat alan bir müze ve bir süre sonra o kadar çok başyapıt görüyorsunuz ki hissizleşmeye başlıyorsunuz.

Café Lignac, 139 Rue Saint-Dominique, 75007 Paris

Sonrasında ise Sevdeciğimin yer ayırttığı Café Lignac’a gittik. 6 Kasım’da açılan mekan, Great Bake Off programının Fransız versiyonunda jüri üyeliği yapan Michelin yıldızlı şef Cyril Lignac‘a ait. Menüden ana yemek olarak “Roasted beef fillet, pan fried foie gras, Darphin potato” ,”Slow cooked Black angus beef chuck, black garlic, baby vegetables” tatlı olarak ise ” Vanilla mille-feuille, pecan nut praline” ısmarlıyoruz. Sonuçlardan epey tatmin oluyoruz.

Ertesi gün Sacre Coeur’e doğru yola çıkıyoruz. Epey sisli bir hava olduğundan kuşbakışı manzara çok net değil.

The Hardware Société Paris, 10 Rue Lamarck, 75018 Paris

Bu civarda epey güzel bir kahvaltıcıya gitmiş Sevde, Avustralya markası olan mekanın adı “The Hardware Société Paris”. Normalde epey sıra oluyormuş şansımıza hiç sıra beklemeden oturduk. Burada da “Burrata: Kavrulmuş isviçre mantarları, tütsülenmiş patates ve kavrulmuş sarımsak püresi, yeşillik pestosu, poşe yumurta” ve “Madagascan Tiger Prawn enedict: Buğulama kaplan karidesleri, targunlu Béarnaise sosu, piquillo biberleri, siyah ekmek, poşe yumurta” ısmarladık. İkisinden de çok memnun kaldık. Kahveler de çok lezizdi. Bu arada “Avocado Toast” da Avustralya buluşuymuş bunu öğrendik.

Sacre Coeur’ü bir dolaştıktan sonra, sanatçıların karikatür yaptığı meydanlardan geçerek ilerledik. Montmarte’dan aşağı doğru iniyoruz. İlk olarak Amelie’nin Cafe’si karşımıza çıkıyor. “Café des Deux Moulins”. Sonra da Moulin Rouge’a kadar gidiyoruz. Günde üç seansı olan şovun ilk seansı 19:00, yemekli ve fiyatı €200-240 arası değişiyor, sırf show izlemek istiyorsanız ise 21:00 ve 23:00 seansları var fiyatlar €80-125 arası değişiyor.

Moulin Rouge, red light district Pigalle’e çok yakın. Bu sokaklarda boy boy sex shoplar görebiliyorsunuz.

Centre Pompidou

Programımızda “Centre Pompidou” var, bir sanat merkezi olan mekana daha önceki gelişlerimde hiç gitmemiştim o yüzden çok merak ediyordum.
Müzede yine birbirinden ünlü bir sürü ressamın eseri var. Benim için yeni bir isim dolunay dolunay diye eğlendiğim Robert Delaunay oldu.

En çok hoşuma gidense Kandinsky’nin daha önce favorilerime kaydettiğim bir tablosunu burda bulmak oldu. Daha detaylı fotoğrafları müze ile ilgili girdiğim ek yazıda anlatacağım.

Bleu de Ciel – Wassily Kandinsky, 1940

Candelaria, 52 Rue de Saintonge, 75003 Paris

Daha sonra hem bir kokteyl bar olan hem de Meksika lezzetleri sunan bir mekana gittik. Yemek yeme kısmı çok ufak ve sıradan geldi ama barda da yemek ısmarlanabiliyor. Yemek dediğim guacamole, tacos vs. Çıkışta yemek yenen kısımda çok şık kadınlar gördüm inanamadım. Ama Paris’te nereye giderseniz gidin oldukça abiye ve şık birilerini bulmak mümkün.

Musée d’Orsay

Üçüncü güne Musée d’Orsayle başladık, bu müzeyi daha önce görmüştüm fakat geçen 7 yılda içeride fotoğraf çekmeye izin vermişler. Önceden çekilmiyordu. Baktım 2015’te kalkmış yasak. Bu baya sevindirici bir haber oldu benim için. Bol bol resim çektim ayrı olarak gireceğim müze yazısında hepsini paylaşacağım.

Pas geçtiğim müzelerden biri ise Musée de l’Armée Invalides oldu. Epeyce şaaşaalı olan binada ne olduğunu sorduğumda I. Napolyon’un anıt mezarı olduğunu öğrendim. Bir nevi Anıtkabir gibi. Ordu müzesi olduğu içinde içinde binbir çeşit silah ve savaş anısı barındırıyormuş

Fitzgerald, 54 boulevard de la Tour Maubourg, 75007 Paris

Akşam yemeği için yine yakınlarda olan bir yere bakalım diyoruz. Normalde rezerasyonsuz zor gibi gelse de Parisliler akşam yemeğine akşam 9’a doğru çıkıyor o yüzden öncesinde yer bulmak rahat oluyor. Bu restoran da kalburüstü bir mekan, ayrıca bir barı da var. Burada levrek ve steak deniyoruz.

Bir sonraki gün Concorde meydanına gidiyoruz ve Tuileries Bahçeleri’nde gölete nazır oturuyoruz. Gölette ördekler haricinde hemen çözemediğim bir kuş türü var. Aaa martıymış! Bizim martılardan daha küçük, rengi biraz daha farklı. Sonra Musée de l’Orangerie’ye doğru yol alıyoruz.

Musée de l’Orangerie

Bu müzeye Claude Monet hakimiyetini kurmuş durumda. Sanırım burada da eskiden fotoğraf çekilmiyordu artık izin var. Ünlü nilüfer tablolarını boydan boya doya doya izleyebilirsiniz:

Önceki gün dışarıdan gördüğüm ve daha önce gezmediğimi anladığım bir başka yer ise Petit Palais’ti. Grand Palais şu anda renovasyon görüyor tam karşısında da Petit Palais yer alıyor. Mekan çok güzel, çok güzel bir koleksiyonu var ve en güzel haberlerden biri ise giriş ücretsiz! Avlusunda çok güzel bir bahçesi ve kafesi var. Buraya doğru yürürken yolda Jeff Koons’un Los Angeles “Broad Museum” da gördüğüm “Tulips”inin bir versiyonu karşıma çıkıyor, meğersem Fransız halkına 2015 yılında yaşanan bombalı saldırılarda ölenlerin anısına hediyesiymiş ve 2019 yılında açılışı olmuş.

Petit Palais

Bu saray 1900 yılında Paris Uluslararası Sergisi için inşa edilmiş. Komşusu Grand Palais de aynı şekilde. Mimarı Charles Girault olan saray, 1902 yılında müze haline geliyor. Kalıcı koleksiyonu ücretsiz, geçici sergilerin bir kısmı ücretsiz bir kısmı ise ücretli. Buranın mutlaka görülmesi gerektiğini düşünüyorum. Koleksiyonunda hem ünlü ressamlardan parçalar var, hem bina bir şaheser üstüne de ücretsiz.

Petit Palais avlusunda ise Jean-Michel Othoniel’in The Narcissus Theorem isimli geçici sergisi bulunuyor.

Notre Dame kathedrali hala tadilatta, tadilat aşamalarını gösterdikleri bir sergi yapmışlar.

Paris Büyük Camii

Fransa’da inşa edilmiş ilk cami olan Grande Mosquée de Paris, 1926 yılında açılmış. Son halife II. Abdülmecit, 1944’te sürgünde öldüğünde cenazesi Paris Camisi’ne getirilmiş ve 10 yıl süre ile burada kalmış. Ben gittiğimde kapanmak üzerydi o yüzden camii içini giremedim, avlusu bana Endülüs’ü hatırlattı ama karanlıkta pek bir şey belli olmuyordu.

Louis Vuitton Foundation

Burası benim için gezinin büyük sürprizi oldu. Louis Vuitton Vakfı’na ait sanat müzesi ve kültür merkezi burası. Ve gelelim neden bu kadar özel? Binayı, mimar Frank Gehry tasarlamış! Zaten görür görmez tarzından alıyorsunuz, daha önce Los Angeles’daki Walt Disney Concert Hall‘u görme fırsatım olmuştu.. Bu yapı ise $143 milyon dolara mal olmuş.

Şu anda Morozov ailesine ait koleksiyon geçici olarak sergilenmekte. İçerisinde ise şaheserler bulunuyor. Koleksiyon ilk kez Rusya dışına seyahat etmiş ve içinde Manet, Rodin, Monet, Pissarro, Toulouse-Lautrec, Renoir, Sisley, Cézanne, Gaugin, Van Gogh, Bonnard, Denis, Matisse gibi ressamların eserleri var.

Müzenin bulunduğu alan bir çıt Paris merkezin dışında. İlk kez ormanlık bir alan gördüm Paris civarında ve etraf Paris’in karmaşasından uzakta kalmış izlenimi verdi. Müstakil villalar göremesem de epey güzel apartman gördüm.

Bunca müzeden sonra biraz da alışveriş merkezlerine bakındık. Ünlü Galeries Lafayette Haussmann ve Printemps Haussmann’ı gezindik. İkisinin de en üst katında şehri tepeden görebileceğiniz bir teras var. Kuşbakışı görünüş için oldukça güzel.

Juste, 48 Rue Laffitte, 75009 Paris, France

Deniz ürünleri yemek istiyorduk akşam için. Marché des Enfants Rouges tavsiye edilmişti, açık hava restoranları olarak fakat deniz ürünleri satan yer biz gittiğimizde kapanmak üzereydi öyle olunca başka bir şey yemiştik. 1615 yılında kurulan bu alan Paris’in en eski yiyecek pazarıymış.
Deniz ürünleri sevdamız bitmediğinden Juste’ü bulduk hem bu Lafayette’in olduğu yere yürüme mesafesindeydi hem de fiyat olarak elverişliydi. Menüleri maalesef İngilizce değil, biraz zorlanarak da olsa çözdük. Midyeleri isterseniz makarna ile sipariş edebiliyorsunuz biz öyle yaptık. Mekanda “Istakoz” ısmarlamak da mümkün.

Kozy Bosquet, 79 Avenue Bosquet — 75007 – Paris

Veda günü içinse Kozy’de kahvaltı ettik. Bu mekana sabah 10’dan sonra gelirseniz kilometrelerce kuyruk oluyor ondan epey merak uyandırıyordu. Sabah erkenden gelince beklemeden oturduk. Mekanın hem yumurtalı ürünleri hem de pancakeleri vardı. Kahvelerini Paris ortamalasına göre uygun buldum, hem barista kahvesi hem de fiyatlar normal. Yemekler ise, güzeldi ama çok hesaplıydı diyemem. Hardware Society’de yediklerimiz çok daha doyurucuydu fiyat olarak da paraleldi.

Gitmeden Sézane’in mağazasını görmek istiyordum. Bir uğrama fırsatımız oldu. Fakat gezi boyunca Sézane’e benzeyen bir sürü butik gördüm. Ürünler çok güzel ama fiyatlar da bir o kadar güzel.

Written by EGe

Leave a Reply

Your email address will not be published.