Eşcinselliğin sınırında dolaşan bir dostluğun hikâyesi

Eşcinselliğin sınırında dolaşan bir dostluğun hikâyesi

Neydi büyük çaresizlik? Aynı kadına mı aşık olmaktı? Yoksa orta yaÅŸlarda genç biriyle yaÅŸamanın farkındalığıyla “yaÅŸlanmanın, ihtiyarlamanın” acımasızlığını derinlemesine hissetmek miydi? Daha taze, diri ve tercih edilir…

Oldukça ilginç bir üslubu var Barış Bıçakçı’nın… Hikayeyi Ender’in aÄŸzından sürekli bir Çetin vurgusuyla okuyorsunuz ama bazen bir anda Tanrı anlatıcıya dönüyor, ne olduÄŸunuzu ÅŸaşırıyorsunuz. Sonra tekrar Ender ipleri eline alıyor, sanki Ender anılarını mektup yazıyormuşçasına bir edayla anlatıyor. Şöyle olurdu hatırlar mısın, böyle olmuÅŸtu, sen böyle yapmıştın. Yani bir Çetin ile konuÅŸuyor, bir Nihal ile, bir de sizinle. Buna hakim olmak gerekiyor.

Romanın yarısına gelinceye kadar tam olarak adlandıramadığım, etik dürtülerimi harekete geçiren bir rahatsızlık hissettim. KardeÅŸiniz gibi bakın denilen kıza aşık oldukları için mi, kızın uzun süre hiçbir ÅŸeyi fark etmeyiÅŸine mi bilmiyorum. Kız sarhoÅŸ bir ÅŸekilde eve geldiÄŸinde onu yatırmak için soyup yorganın altına sokma durumu anlatılan bölüm bende bir tecavüzün ilk ışıkları olabilecek hissi verdi. Ten rengi külotlu çorabın içerisinden gözüken çiçek desenli külot…Sonrasında Ender & Çetin ikilisinin iliÅŸkisini tam çözemedim. Heteroseksüel olup birbiriyle evli olmak böyle bir ÅŸey sanırım… Peki ya Nihal’in yaptığına ne demeli? Başından beri olan bitenin farkında mıydı, yoksa bu ikiliyi biraz olsun kullanmış mıydı? Bu kadar el üstünde tutulmanın keyfini sürerek, kendi moralini düzelterek ve bu arada aÅŸk hayatını yola koymaya çalışarak…

Etkilendiklerim

“Tekrarın ve hayatın güzelliÄŸini reddetmek olurdu. Hayat tekrardan ibarettir çünkü. Dinlere ne demeli? Hindu’nun mantrasını tekrar etmesi, Müslüman’ın tespih çekmesi ve senin “Yemek güzel olmuÅŸ mu?” diye sorman… s:17

Şaşkınlıkla fark ediyoruz, bize yalnızca isimlerimizle sesleniyor. Sonradan düşünmüştüm, nasıl birdenbire ağabey olmaktan çıktık! s:31

“Benden okumak için kitap önermemi isteyenlerin kalbimi de istediklerini sanıyordum, hala öyle!” s:31

“Ucuna siyah lastik takılı bastonuyla ağır ağır uzaklaÅŸan ihtiyarın arkasından bakarken, evli olduÄŸumu söylediÄŸimde aklıma hanginizin geldiÄŸini gerçekten bilmiyordum.” s:86

Biz mutfağın önünde duruyorduk, eÅŸikten adımını atan dağınık saçlı hafif sakallı delikanlıdan yayılan ÅŸeyi algılıyorduk. Bir tür “gençliÄŸimle yakışıklılığımla sizi ezerim.” kokusu ve ancak bizim gibi orta yaÅŸlı zamparaların duyabileceÄŸi frekansta bir bekçi düdüğü… s:124

Oysa Batı dünyası “tasarruf etmek” eÄŸilimiyle birlikte “yaÅŸamak” fikrinin de üzerine kurulmuÅŸtu. YaÅŸamamayı bir halt sanan biz mistik DoÄŸulular Batı’nın asıl bu özelliÄŸine öykünsek daha manidar olurdu. Bizi biz yapan bu “yaÅŸamamak” fikri nedeniyle hiçbir ÅŸeyin peÅŸinden gitmiyorduk, kahır çekiyorduk, ekÅŸiyorduk. EÅŸrefleÅŸiyorduk.

“Oysa Batı’nın kavramları vardı, çünkü yaÅŸayanların kavramları olurdu, yaÅŸamayanların yasakları, suçları, günahları… Kavramlar bir bakıma özgürlüktü… Kavramlar hayatı en üst imkanlarına geniÅŸletmenin araçlarıdır.” s:138

“Sonra yine bahar gelecek, yaz gelecek. Tekrar eden ÅŸeyler bizi tekrar tekrar sevindirecek.” s:177

Written by EGe

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *