Gülün Adı

Gülün Adı

Bünyelerde “sarışının adı, esmerin tadı” klişesini uyandırsa da ya da bu benim çarpık çağrışımlarım da olabilir, küçüklükten beri bu kitabı her gördüğümde bir sempati duyardım. Sanırım Harry Potterlardan sonra 1000 küsür sayfaya yaklaşan ender okuduğum kitaplardan biri bu.

Hikaye ise başlar başlamaz bir Sherlock kokusu veriyor… Sherlock’un “deduction”/ Tümdengelim methodunu çok iyi kullanan bir William’a rastlıyoruz. Bir de hikayeyi anlatan William’ın padawan (:))’ı Melkli Adso. Melk meğersem şu an Avusturya sınırları dahilindeymiş ve benim daha önce kaldığım Sankt Pölten şehrine oldukça yakınmış. O yüzden şu anda ilaveten bir yakınlık hissettim anlatıcıya karşı. Ayrıca romanda esinlenilen kütüphane de Melk’te bulunuyor ve tam anlamıyla bir şaheser!

Kitap epeyce bir din tarihi ve Hristiyanlık bilgisi içeriyor ve bol bol Müslüman bilim adamlarından dem vuruyor. Bahsettiği en belirgin çatışma ise Hristiyanlık içinde yer alan Papalığı ve İmparatorluğu karşı karşıya getiren iki farklı düşünce biçimi.

Fransiskenler vs. Benediktenler

Fransiskenler İsa’nın yoksul olduğunu o yüzden de kilise ve eşrafının yoksul ve mülksüz yaşaması gerektiğini savunurken Benediktenler bu düşünceye tamamen karşı!

Kitap yedi günden ve aşağıdaki zaman dilimlerinden oluşuyor. Namaz vakitlerini andırıyor :)

Tansökümü, Sabah, Öğle, İkindi, Akşamüzeri, Günbatımı, Akşam

Bana yapısı ve kurgusu itibariyle Agatha Christie’nin “On Küçük Zenci” romanını anımsattı. Bu yüzden polisiyenin verdiği heyecanla sayfalarca süren dini olayları çok sıkılmadan okuyabiliyorsunuz. Olayları açığa kavuştururken sürekli bilgi donanımı yapmasıyla da bir Dan Brown stili görüyorum.

Kitap bittikten sonra Umberto Eco’nun notlarını okuduğunuzda ise kitabın nasıl bir araştırma sonucu ve nasıl bir özenle yazıldığını daha iyi kavrıyorsunuz ve ustaya bir kez daha saygı duyuyorsunuz. Olayları bir yandan gerçeklikten çok uzaklaştırmak istemediği için belirli dini tarihleri baz alan yazar, tüm kurgusunu bunun üzerine oturtup içinde geçenleri buna göre şekillendiriyor. Bu;kitabın içinde bir cinayette kullandığı domuz kesimi olayının hangi mevsim yapıldığını bile hesaba katması gereken bir örgü!

Etkilendiklerim

Banyolar bedendeki sıvıların dengesini yeniden kurar. Oysa gülme bedeni sarsar, yüz çizgilerini bozar, insanı maymuna benzetir. s:195

“Rosa que al prado, encarnada,
te ostentas presuntuosa
de grana y carmín bañada:
campa lozana y gustosa;
pero no, que siendo hermosa
tambien serás desdichada.”

Juana Inés de la Cruz s:689

Yazar, yazdıktan sonra ölmelidir. Metnin gidişini bozmamak için: 689

Sorun, dünyayı kurmaktır; sözcükler neredeyse kendiliğinden gelir. Rem tene, verba sequentur.
Sanırım şiirde bunun tersi olur: Verba tene, res sequentur. s:702

Benim kitaplığımın labirenti bir dolambaçlı labirenttir, ama William’ın içinde yaşadığının farkına vardığı dünya, köksapa göre kurulmuştur: Daha doğrusu kurulabilir, ama hiçbir zaman kesinlikle kurulmamıştır. s:719

Tweet about this on TwitterShare on Facebook0Share on Google+0Email this to someone
Written by EGe

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir