Suyu sıkılmış topraklar, Latin Amerika…

Suyu sıkılmış topraklar, Latin Amerika…

Bazen düşünüyorum… Gerçekten ne kadar temiz ve saf dünyaya geliyoruz. İnsan yaÅŸadıkça, gördükçe ve okudukça bilinçleniyor, aydınlanıyor. Binlerce yıldır katliamdan katliama, savaÅŸtan savaÅŸa koÅŸan, güçlünün güçsüzü haince ezdiÄŸi, iÅŸine geldiÄŸinde kıydığı, belirli bir topluluÄŸun çıkarı için diÄŸerlerinin tüm deÄŸerlerinin yok edildiÄŸi bir dünyada yaşıyoruz. Bunun en iyi örneÄŸi ilk insanlığın doÄŸduÄŸu kıtanın zaman içinde dünyadaki farklı yapılanmalar sonucu insanlığın çöplüğü haline getirilmiÅŸ olması. Neresi mi? Afrika elbet… İşin üzücü kısmı ise buralarda kendi çıkarları için yapmadıkları kalmayan ülkelerin zamanında piÅŸkin piÅŸkin bunu lanse etmesi. Geçenlerde denk geldiÄŸim bir kartpostal serisi.

turk-18.jpg

Bir de yeni keÅŸfedilen topraklar var tabii, Yeni Dünya! Amerika’dan bahsediyorum elbet, güneyli kuzeyli… Avrupalıların gelip önce madenlerini (altın gümüş, kalay, inci) sonra tarım ürünlerini (kahve, kakao, ÅŸeker, muz, pamuk) tükettiÄŸi; insanlarının soyunu kuruttuÄŸunu, kurutamadığını zincire vurup köle olarak çalıştırdığı yerlerden bahsediyorum. Kitap 15.yy’dan baÅŸlayarak ülke ülke kim nerede ne yapmış anlatıyor. Hammadde deposu olarak kullanılan bu ülkeler, birçok yaptırımlarla tek ürün üretimine hapsediliyor. Ürettiklerini de bir adım ileriye taşıyamıyorlar. ÖrneÄŸin ÅŸeker deposu olan Küba, ÅŸeker ihraç edip ÅŸekerleme ithal ediyor.  ( Se exporta azúcar para importar caramelos / Fidel Castro)

“Hernán Cortés, Veracruz’a ayak bastığı vakit yanında sadece 100 denizci ve 508 asker bulunmaktaydı; emrinde de 16 at, 32 kundaklı yay, 10 tunç top ve çok sınırlı sayıda arkebüz, alaybozan ve tabanca vardı savaÅŸta kullanmak üzere. Bu kadarı yetti de arttı bile. Oysa Aztek Uygarlığı’nın baÅŸkenti Tenochtitlan, o çaÄŸda Madrid’den beÅŸ kat daha büyük ve İspanya’nın en önemli kenti olan Sevilla’dan iki kat daha kalabalıktı.” s:32

İçinizde hiç Potosí kentini duyan oldu mu? Irzına geçilip sahip olduÄŸu tüm madenler çıkarılmadan evvel devrinin en parlak en zengin ÅŸehirlerinden biriymiÅŸ, Bolivya’da…

“Aşırı coÅŸkulu bazı Bolivyalı yazarların iddiasına göre, İspanya, üç yüzyıl boyunca Potosí’den çıkarılan madenle, gümüş tepesinin doruÄŸundan, okyanusun öbür yakasındaki Krallık Sarayı’nın kapısına ulaÅŸan gümüşten bir köprü kurabilirdi.” s:41

2009 yılında Hugo Chavez Obama’ya sömürüyü öğrensin diye bu kitabı armaÄŸan edince tekrar gündeme gelen kitap Amazon’da bestseller olmuÅŸ; 2015 yılında yazarın hayata vedasıyla tekrar hayatımıza girdi. Zaten listemde olan bir kitaptı; okuma zamanı geldi dedim. Kolombiyalı arkadaşıma bu kitabı okuduÄŸumu söyleyince hemen bana kitabın yazarının daha sonrasında bir açıklama yaparak kitabı yazdığı 1971 yılında ekonomiyi ve dünyanın nasıl döndüğünü bilmediÄŸinden bahsettiÄŸini söyledi.

“No tenía conocimientos de economía ni de política cuando lo escribí”

Chavez-gives-a-book-to-Ob-001

Ekonomist dergisi ise Galeano’nun yıllar sonra yaptığı bu çıkışı (yaÅŸadığımız zamanda yazdığım kitabı okunabilir bulmuyorum) İsa’nın havarilerinin aslında “Yeni Ahit” tamamen bir yanlış anlaşılma demesi gibi ÅŸeklinde yorumlamış.
Yazısı Tepav’da ve Radikal’de yayınlanan Türk bir Ekonomist ise şöyle yorumlamış: Gerek Latin Amerika, gerek Türkiye gerekse Filistin’in durumlarında hep “ötekini” suçlamak var.

Bir nevi tembelliğe prim. Yan gelip yatıyorsunuz. Bekliyorsunuz. Üstelik hiç bir şey yapmayınca masum oluyorsunuz. Hep öteki suçlu kalıyor. Dünya hiç değişmiyor.

Yazarın kendisi ise 2009 yılında yapılan bir röportajda diyor ki:

No sólo Estados Unidos, sino algunos países europeos han sembrado dictaduras por todo el mundo. Y se sienten como si fueran capaces de enseñar lo que es democracia.

Bu demokrasi öğretmenleri askeri diktatörlüğün fabrikaları aslında. ABD ve bazı Avrupa ülkeleri demokrasiyi öğretmeye muktedir olduklarını sanıyorlar.

Latin Amerika ülkelerinin süregelen baÅŸarısız ekonomik durumlarını IMF’ye, Amerika’ya vb.  atfetmek doÄŸru deÄŸil diye düşünüyorlar yukarıdaki makalelerde. Latin Amerikalıların Galeano’nun tersine uluslararası ticarete ve çok uluslu firmalara kapıları açık bir siyasi güdümde oldukları, hatta ABD destekçisi oldukları belirtilmiÅŸ. Hatta ve hatta ABD’yi en çok seven iki ülke ABD orduları tarafından en çok iÅŸgale uÄŸramış iki ülkeymiÅŸ: El Salvador ve Dominik Cumhuriyeti. Stockholm Sendromu?

Benim gözlemlediÄŸim ise ezilmiÅŸ, sömürülmüş ülkelerden gelen insanların sanki önceden tanımlanmış gibi tüm sömürgeci ve zengin ülkelere ekstra bir hayranlık beslemesi ve kendilerini doÄŸuÅŸtan “kaybeden” olarak tanımlamaları. Bunun içinse oyuna dahil olup en azından bireysel olarak kendilerini kurtarma iç güdüleri…

Written by EGe

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *