Paris paris combien? Paris, tous que tu veux!

Paris paris combien? Paris, tous que tu veux!

Eyfel kulesine nazır Souad Massi ft. Marc Lavoine. 9 yıl aradan sonra tekrar Paris! Farklı bir gözle, bol müzeli ve bol gözlemli. Louvre’da 4, Musée d’Orsay da 3, Musée d’Orangerie’de 1,5 saat geçirerek hem sanat dünyasında level atladık hem de belleğimizi epey besledik. O kadar çok güzel tablo gördüm ki bir süre sonra tepki duymamaya başladım. Şu an müze tatmini açısından hala Madrid’i daha önde görüyorum ama Paris de hemen ardından geliyor.

Durun ama önce tatlıyla başlayalım ve bir Fransız & Japon füzyonu sunan  Pâtisserie Sadaharu Aoki‘ye girelim ve bir Symphonie ısmarlayalım €5,5 :

sadaharu

Evet tatlımızı Luxembourg Bahçeleri’nde yedik. Daha etraf pek yeşillenmemiş, ağaçlar çıplak. Bir an önce şehre dalmak istiyoruz. Notre Dame’dır, Sen Nehri’dir, Louvre’dır, Concorde’dur… Notre Dame’ın Kamburu çizgi filmi çıktığında yıl 1997’ydi sanırım. Esmeralda’dan çok etkilenmiştim, bir de kilisenin o korkunç heykellerinden. Mc Donalds çocuk menülerinde hediye verirdi:

Mc Donalds hediyeleri

Mc Donalds hediyeleri

heykeller

Korkunç heykeller

Bir kiliseden çıkıp diğerlerine yolculuk. Saint-Étienne-du-Mont ve Sainte Chapelle. Etienne, Pantheon ‘un hemen yanında yer alıyor, çok güzel bir kilise. İki adet simetrik sarmal merdivenleri bulunuyor, derinliklerine kadar gidemedik. Görevli sadece ibadet edecekseniz alırım diye tutturdu :(

Saint-Étienne

Saint-Étienne

Saint Chapelle iki katlı. İlk girdiğimizde rengarenk sütunları olan bir kilise görünce Sinan isyan etti bu muydu diye amma üst katı varmış, çıkınca cevabımızı aldık. Bu mudur? Budur. Boydan boya vitraylardan gözlerinizi alamıyorsunuz.

Sainte-Chapelle 1.Kat

Sainte-Chapelle 1.Kat

Sainte-Chapelle 2.Kat

Sainte-Chapelle 2.Kat

Louvre: Çarşamba ve Cuma günleri 21:45’e kadar açık Oleyyy! Tüm Paris’te uygulanan 25 yaşa kadar Avrupa Birliği vatandaşlarına ücretsiz müze hakkı Louvre’da Cuma günleri esneklik göstererek tüm dünya vatandaşlarını  kapsıyor. 26- iseniz ücretsiz gezebilirsiniz. Diğer müzelerde indirimli tarifeden giriyorsunuz şayet A.B. vatandaşı değilseniz.  Louvre’da bir 4 saat, Musée d’Orsay‘da 3 saat ve Musée d’Orangerie de 1,5 saat geçirerek sanatsal anlayış boyutumuzu daha da yukarılara tırmandırıyoruz. Louvre epey yorucu bir müze; her şey çok dağınık, bir süre sonra önünüzde en ünlü ressamların tabloları bile olsa bakıp geçiyorsunuz sadece. Bu konuda Orsay çok başarılı. 80 küsür odası var; gezmesi vakit almasına rağmen derli toplu. Empresyonistleri bekleriz :) Kimler yok ki burada?  MonetDegasRenoirCezanne, Manet, Van GoghGauguin… Orangerie ise Monet’in nilüferlerine adanmış diyebilirim :) Picasso ise maşallah her yerde!

Le Bain turc

Le Bain turc

Efsanevi tablo, Tudors'a selam olsun

Efsanevi tablo, Tudors’a selam olsun

Halka Yol Gösteren Özgürlük

Halka Yol Gösteren Özgürlük

Jardin des Tuileries’in paralelinde Angelina adlı bir pastane bulunmakta. Bir Paris klasiği olan mekanın sıcak çikolatası ve Mont Blanc isimli kestaneli pastası çok meşhur dediler denedik. Gerçekten lezzetli, sunumları şık fakat fiyatlar da bir o kadar yüksek. Mekan büyük olmasına rağmen boş yer bulmak zor ve hep bir kuyruk var. Mont Blanc €8.90,  Sıcak çikolata  €8.20, Saint Honore  €9.30.

Eyfel Kule’sine gelince :) Saat başlarında ışıl ışıl oluyor efenim bu kule. Elmas gibi pırıl pırıl bling bling :) Gelmişken Marc Lavoine ve Souad Massi’yi anmadan edemiyoruz ve açıyoruz Paris’i:

En azından diyor Marc, Eyfel Kulesi bana sadık kaldı:

“J’adore ta tour Eiffel, Au moins elle, elle est fidèle”

Işıldayan kulenin Sinan’da yaptığı etki de şu şekil:

eyfel

Son gün, uçuşa saatler kala Paris’in Yahudi Mahallesi’ni keşfediyoruz, Alice’in önerisiyle . Les Halles’in arka tarafında kalan bu bölge Marais isminde, Rue des Rosiers’i gezin diyor Alice. Gaylerin de yoğunlukla yaşadığı bu mahallede Ortodoks Yahudileri ve gayleri bir arada görmenin yarattığı tezatlığı mutlaka görün diyor. Hızla ilerliyoruz, yolda bir parkta mola veriyoruz. Fransız olduğunu tahmin ettiğim bir aile çocuklarıyla oturuyor. Çocuğuna sinirlenen baba bir tokat atıyor. Bu gördüğüm ilki değil. Metroda da siyahi bir anne çocuklarına sinir olup 1-2 tane geçirmişti. Bu kadar halka açık aile şiddeti görmemiştim üst üste. Üzülüyorum… Yola devam ediyoruz ve 2 tane şirin dükkan buluyoruz. Fotoğraf çektirmeden edemiyorum:

miss cupcake paris

Alice’in bahsettiği sokağa yaklaşırken adım adım bir sürü Falafelci görüyoruz. O da nesi? İnanılmaz bir kuyruk her birinde. En az 7-8 dükkan var ve metrelerce kuyruk. Arada “kosher” pastaneler de var. Çoğu dükkanın üzerinde Ortodoks Yahudiliği Cemiyeti’ne ait olduklarına dair bir ibare var. Epey geleneksel bir fırın görüyorum( Murciano Boulangerie et Patisserie). Vitrininde hanukiya, içerdeki görevli siyah kippalı. Yine siyah kippalı, epey uzun sakallı ve geleneksel kıyafetli bir müşteri içeri giriyor. Mamüller hakkında lezzetli diyemeyeceğim. Herhalde olay daha çok kültüre ait olmakla ilgili…

Murciano Boulangerie

Murciano Boulangerie

Burada en kült olan mekanlardan biri ise Sacha Finkelsztajn. Satılan ürünler epey tanıdık gelecek, hatta “Börek” bile göreceksiniz.  O değil de hala Versailles Sarayı’nı göremedim, ben ona yanıyorum. La fa, la sol! :)

Tweet about this on TwitterShare on Facebook5Share on Google+0Email this to someone
Written by EGe

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir