19.yy’da yalnızlık hatta yapayalnızlık

19.yy’da yalnızlık hatta yapayalnızlık

Kendine dikte edileni yapmak? Hayatını önceden belirlenmiş çerçeveler üzerinden yaşamak ve o hatlar içerisine girip kaldığında mutlu olduğunu sanmak. Belki de buydu Ivan İlyiç‘in anlamadığı… Başarılı bir okul hayatı, “gönlüne göre” bir evlilik ve herkese nasip olmayan bir kariyer yapmıştı. Tüm sosyal bağlarını kullanarak adli işlerde giderek daha da yükselmişti. Her yükseldiğinde yaşam standartlarını artırmış; daha güzel bir ev & daha güzel bir dekorasyon için çalışmıştı. Ne oldu sonra? Henüz 45 yaşındayken böğrüne aldığı bir darbe sonucu başladığını düşündüğü(!) bir hastalığa yakalandı. Bağırsak ve böbrek problemleri. Bu hastalık onu günden güne kemirecek eritecekti ve fakat bu kimin umrundaydı ki? Eşinin mi, çocuklarının mı, iş arkadaşlarının mı?

Kimsenin.

İlk okuduğum Tolstoy oldu; elbette ki Anna Karerina ve Savaş/Barış ‘ı da okumak ister bu gönül. Bir başlangıç yapmış olduk.

Kısa bir roman bu, bir insanın ölüm döşeğindeki hislerini anlatıyor. İlk önce tam olarak durumunu kavrayamaması, insanların bu değerli bilgiyi ondan saklama çabası, bu yapmacık çabanın onda oluşturduğu olumsuz etki, aslında etrafındaki herkesin eşi ve çocukları dahil olmak üzere onu kendi bireysel menfaatleri için el üstünde tuttukları gibi… Kitabın başı ölümle başlıyor ve daha sonra perde arkası geliyor.

Sizi ilk sarsan şey Ivan’ın en yakın arkadaş grubunun haberi öğrendiklerindeki düşünceleri. Hepsi Ivan’ın yerine kimin geçeceğini, kimin nereye terfi edeceğini ve artacak maaşlarını düşünüyorlar. Bir arkadaşı kaybetmenin burukluğu hiçbirinde yok. Hele ki karısı? Daha henüz cenaze töreninde, hukukçu bir arkadaşını bulup “dul kadın” olarak devletten ekstra ne kopartabileceğini sorması?

“Oradakilerin hiçbiri bilmiyor, bilmek istemiyor, acımıyorlar. Eğleniyorlar. Vız geliyor onlara, ama kendileri de ölecekler. Aptallar!… Ben biraz önce, onlar biraz sonra… Ama onların da başına gelecek. Oysa orada coşup duruyorlar. Hayvanlar!…” s:51

Ama ben, Vanya, Ivan İlyiç, ben başkayım!… Bütün duygularımla, düşüncelerimle başkayım! Ölüme zorla götürmeme imkan yok. Çok feci bir şey olurdu bu! s:55

Tweet about this on TwitterShare on Facebook13Share on Google+0Email this to someone
Written by EGe

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir