Damızlık Kızın Öyküsü

Damızlık Kızın Öyküsü

Yine hiç nereden bulup eklediğimi bilmeden alınacak listeme ekleyip konuyla alakalı en ufak bir fikrim olmadan başladığım bir kitaptı. Böyle ön yargısız olunca insan, gerçekten objektif girebiliyor hikayeye. Mesela “Issız Adam” filmi zamanında acayip ünlüyken herkes konuşurken o kadar dışında bırakmışım ki kendimi, film başlayana kadar “Issız bir Ada” da geçecek tropik bir hikaye bekliyordum. Ne bileyim bir nevi Pi’nin Yaşamı gibi. Sonra bambaşka bir hikaye çıkmıştı. Bu kitap da öyle…

Bir anda fütüristik mi desem, bu dünyanın dışında mı desem, Amerika sınırlarında olup bambaşka koşulların “yüklendiği” bir dünyaya iniyorsunuz. Olayları anlamlandırmanız biraz zamanla oluyor. Anlatıcı,ilk başta yetimhane sandığım bir merkezde geçen hayatıyla giriş yapıyor; sonrasında şimdiki zamana dönerek bulunduğu eve gelişini anlatıyor. Yavaş yavaş koşulları görerek ne gibi bir dünyada yaşandığını anlıyorsunuz.

Özetlemek gerekirse askeri darbe yapılmış ve yönetim biçimi askeri teokrasi. Herkes denetim altında her şey kontrol ediliyor. Yakup’un Oğulları’nı temsil eden bu darbecilerin düzenine Gilead deniyor.

Kadınlar toplumdaki yerlerini üreyebilme potansiyellerine göre belirliyorlar. Bu da daha önceden doğum yapmış kadınları sözüm ona bir “avantajla” kırmızı elbiseli (regl olan?) klasmana sokuyor.  Bu dünyadaki toksinler,  radyolojik atıklar vs iki cinste de kısırlaşma yarattığından, kısır olduğu tespit edilen kadınlar önceden yüksek rütbeli biriyle evli değilse, hizmetçi, kolonilerde pislik temizlikçisi ya da alt sınıf erkeklerin işlerini gören ekonokadınlardan biri olmakla mecbur. Bir de fahişe olma opsiyonu var, unutmayalım. 

Aşksız bir dünya bu. S e v i ş i l m i y o r.  Yapılan şey ç i f t l e ş m e… Kırmızı elbiseli damızlık kadınlar verimli dönemlerinde bir merasimle atandıkları evin beyiyle evin hanımı eşliğinde çiftleşiyor. Tek umudu bir bebeği olması. Bebeği olunca da elinden alıp evin hanımına veriyorlar. Bir nevi taşıyıcı anne görevi görüyor kadınlar. İşin daha da ilginci damızlık seçilen kadınların isimleri yok. Kişiliksiz gibiler. Kendilerine “ait oldukları” ya da daha gerçekçi tabirle “malı oldukları” komutanın adıyla hitap ediliyor. Gleninki, Fredinki  gibi…

Bu arada da etrafta sivil polis gibi casusluk yapan “Göz”ler var. Kimin sizi ispiyonlayabileceğini kestirmeniz güç. Kitabı okurken elime bir eşantiyon tester geçti. Algıda seçicilik diyeceğim ama aynen şöyle:

İşin ilginçleştiği kısımlar ise bu düzenin de buglarının olması. Komutanlar nerdeyse eski zamandaki gibi gece mekanlarına gidip yasak olan giysileri giymiş hayat kadınlarıyla gününü gün edebiliyorlar. Öykümüzün kahramanı June ya da nam-ı diğer Fredinki, komutanıyla kişisel bir ilişkiye başlayınca komutan bu farklı dünyanın kapılarını ona yavaş yavaş açıyor.

İlk olarak “Scrabble” oynamayı teklif eden komutan, hediye olarak eski günlerden kalma dergiler hatta bir yüz kremi bile getiriyor June’a. 
En sonunda da onu gece dışarı çıkarıyor ortam görsün diye.

Odasının gizli bir kısmında bulduğu ve Latince sandığı cümleyi komutana soruyor:

  Nolite te bastardes carborundorum.

“Piçlerin seni ezmesine izin verme”

Komutan açıklama yaparken, kendinden önce komutana damızlık eden kızın da komutanla ayrı bir ilişkisi olduğunu anlıyor. 

Çok akıcı ve içine çeken bir kitap. Mutlaka okumaya değer… Goodreads’te beş yıldızımı aldı.
Darbe gündemi çok eski olmayan bir ülkeden gelen biri olarak böyle şeyler bana olabilitesi çok yüksek geliyor. Nedense toplumumuzda da bir alışmışlık olduğundan böyle radikal bir değişiklik bile gelse kabulleniriz gibime de geliyor.

Kitabın bir dizisi de bulunuyor hem de kitabın yazarı Margaret Atwood’dan onaylı. Ben henüz sadece tek bölüm izleyebildim ve güzel yansıtıldığını düşünüyorum.  

Etkilendiklerim

İstemek zayıflıktır. s: 73

Labirentin içinde kaldığı sürece, bir fare de istediği yere gitmekte özgürdür. s:190

Ama bir şey değişmişti. Bir denge. Kendimi büzüşmüş hissediyordum, öyle ki beni sararak kollarına doladığında, bir bebek kadar küçüktüm. Aşkın bensiz ilerlediğini hissediyordum.

Bunu önemsemiyor diye düşündüm. Hiç önemsemiyor, hem de. Belki hoşuna bile gidiyor. Birbirimize ait değiliz artık. onun yerine, ben ona aitim. s: 228

Biraz acı zihni temizler, derdi. Dualarımız boşluk içindi, böylece doldurulmaya hak kazanacaktık: zarafet, aşk, özveri, sperm ve bebeklerle… s:243

Written by EGe

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir