Carlos Fuentes’ten Deri Degistirmek / Cambio de Piel

Carlos Fuentes’ten Deri Degistirmek / Cambio de Piel

Ne desem ki bu kitap hakkında. O kadar kafanızı vermeniz gerekiyor ki… Çok güzel saptamalar ve farkındalıklarla bezeli ama bir yandan da hikaye örgüsü çok karışık. İkinci şahıs anlatıcı kullanarak yazmış Fuentes bu ara ara sizi zorluyor; çünkü anlatıcı olaylarda kendini bir yere konumlamıyor. Kahramanlara arada laf atıyor ve ne olduğunu şaşırıyorsunuz. Olay örgüsünde kendini ha gösterdi ha gösterecek derken aslında hikayeye dahil olmadığını görüyorsunuz.

Bir sonraki kafa karıştırıcı unsur ise hikayenin sürekli bir geriye dönüş-ileriye atlamalarla beslenmesi. Bu atlamaları yaparken de aradaki çizgiler yeteri kadar şeffaf olmadığından bir anda kendinizi apayrı bir hikayede buluyorsunuz. Ve yine bu sapmalar kronolojik bir şekilde ilerlemediğinden kafanızda tam oturtamıyorsunuz. Bu anlamda Katharina Blum’un Çiğnenmiş Onuru‘na benzettim diyebilirim. Zaman örgüsü karmakarışık ama aslında anlatılan tek günlük bir olay.

Kafanızda tik atarak ilerlediğiniz bir yapıda değil. Buna çok katmanlı anlatıma elverişli yorumu yapmış bir okuyucu.

Kitabın konusuna geçersek…

Sözde sadece iki çift ve onların Meksika’nın bir şehrinden diğerine yaptıkları günübirlik bir gezi ama içinde kişilik çözümlemelerinden tutun da itiraflara, buram buram cinselliğe, geçmişin acılarından tutun da birbirlerine olan tutumlarına ve içsel hesaplaşmalara dolu dolu bir 448 sayfa okuyorsunuz. Kitap aynı zamanda Yahudi Soykırımı’na da göndermeler yapıyor. Her ne kadar mekan olarak Meksika’da geçiyor olsa da kitabın kahramanlarından Franz’ın Hitler’in toplama kamplarında mimar olarak çalışıyor olması ve diğer bir kahramanı Elizabeth’in Yahudi olması da bu göndermeleri hayli etkiliyor.

“Sevgilisinden ayrıldığı zaman bir kadının dokunduğu nesneler. Yaşamının bir daha görüp dokunamayacağı o bölümü; kendisinin olmadığı için de değer taşıyan bölümü.” s:123

“…birbirimizi körler gibi, gün sökümü karanlığında yakalıyorduk, yalnızca benim gövdem ve senin gövden oluyordu; birbirlerine yakın olmalarından derilerinin ılıklığından, sabahın soğukluğundan, artık karı koca oluşumuzdan ve birlikte yaşamamızdan başka hiçbir neden olmaksızın bir araya gelen ve birleşen iki gövde” s:133.

“Yoksa, ahlakı zedeleyen her şeyin şiiri çoğalttığını biliyor muydun?” s.158


“Çünkü her biri tüm yaşamları boyunca zaten bir rol oynamaktaydılar. Bir rol daha üstlenmek gereğinden fazla olurdu. “s:161

“Gerçekte, egemen olan kadınlardır. Bazen, Meksikalı kadınların macho, güçlü erkek mitini kendilerinin yarattıklarını düşünüyorum, sırf erkeklerini olup bitenler konusunda kandırmak, kendi değerlerini, burada gerçekten önemi olan tek değerleri bize zorla kabul ettiren kızlarına, karılarına, tüm yutucu kadınlara boyun eğişlerini bir çeşit dengelemek için…” s:179


“Birlikte çok şeyler yaşadık. Geçmiş yetmez mi sürdürmek için…
-Hayır, yetmez. Yetmez,çünkü artık birbirimizi biliyoruz. Birbirinizi tanıdıkça daha çok sevdiğiniz büyük bir yalandır. Gururlu ve budalaca bir yalan. İnsan bilinmeyeni sever. Henüz sahip olmadığını.” s:327

“What am I supposed to do?
Give back your ring to me
And I will set you free:
Go with him” s:233

Okuması pek kolay değil ama Latin Amerika Edebiyatı seven biriyseniz kilometre taşlarından biri olan Fuentes’i okumalısınız

Tweet about this on TwitterShare on Facebook1Share on Google+0Email this to someone
Written by EGe

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir