Buz mu?

Buz mu?

Aşırı doz eroinden hayata veda edenlerden… Anna ya da Helen; Kavan ya da Woods. Anna Kavan ismini, geçirdiği bir sinir krizinin ardından yazdığı “Let Me Alone” için yarattığı karakterden almıştır. Zorlu bir çocuk geçirmiş Helen, annesi tarafından hem ezilen hem de inkar edilen bir evlatmış. Erken yaşta babasını kaybeden Helen, annesiyle sevgisiz bir şekilde büyümüş. 2 kere mutsuz evlilik yaşayan Helen, ilk çocuğunu 2. Dünya Savaş’ında, ikincisini ise doğduktan hemen sonra kaybetmiş.  1968’te Londra’daki evinde elinde eroin şırıngasıyla ölü bulunan Helen’in kalp krizi sonucu yaşamını yitirdiği saptanıyor.

AnnaKavan

Kendisine Kafka’nın kız kardeşi lakabı yakıştırılmış, kafaesk tarzından ötürü… Anna Kavan ismi de bu benzerliği taçlandırmak için seçilmiş. Kavan için Britanya’nın simgecilerinden yorumu da yapılıyor. Kendisi ise kendi tarzını şöyle tanımıyor:

“Gerçeklik benim için her zaman bilinmez nitelikte bir şey olmuştu”

“reality had always been something of an unknown quantity to me”

Helen Woods olarak doğan, sonrasında romanlarını Helen Ferguson olarak imzalayan ve yatırıldığı sanatoryumda  son olarak Anna Kavan isminde karar kılan yazar, tıpkı ölü derisini arkasında bırakıp yeni kabuğu ile hayata devam eden yılanlara benziyor…

Buz mu?

Olayda mekan ve isimler çok belirsiz kalsa da sürekli Fjord göndermesi yapıldığından İskandinavya sularında geçtiğini anlıyoruz. Ana kahramanlarımız ise bir kadın ve iki erkek. Onların bu İskandinav distopyasında karman çorman ilişkileri… Sanki kitapta yer alan 15 bölümün hepsinde de ayrı ayrı kız ölüyor gibi geldi bana ama kitap belli bir kurgu taşımadığı için çok bağlam aramadan okudum. İki adam da albino saçlı kıza takık, kız kimin yanındaysa diğeri allem adip kallem ederek diğer adamın yanında olan kızı buluyor. Erkekler kıza bu kadar düşkün olmalarına rağmen kıza karşı epey hoyratlar hatta kız kendisini “köle” olarak tanımlıyor. Bu İskandinav ülkeleri arası yolculuklar, yaşananlar epey sürreal. Bazen neyin gerçek hikaye örgüsü içinde neyin halüsinasyon olduğunu karıştırıyor insan. Tüm bu kovalamaca ve takip sırasında ise dünyanın bir BUZ tehlikesi altında olduğunu belirtmem gerekir. Yani gitgide yükselen ve artan buz kitlesi, havaları dondururken insanları da öldürüyor.

Baş kahramanlardan olan kadın figürünün annesiyle olan kötü ilişkisine sık vurgusu, Anna (Helen)’in kendi dünyasına yaptığı göndermelerden kaynaklanıyor sanırım. Aynı zamanda erkek hegemonyasını, kadını hem fiziksel hem de duygusal olarak nasıl elde tuttuklarını da çok iyi sezebiliyorsunuz satırlar arasında… Öyle ki kadın kahraman kitabın son bölümlerinde yine karşısına çıkan anlatıcı olan erkeğin ona karşı olan nazik tavırlarına şaştığında şöyle yorumluyor bunu anlatıcı:

“Şefkatte yeni bir zevki henüz keşfetmiş olduğumu bilemezdi. ….Ona karşı nazik olmak için neden bunca zaman, neredeyse çok geç olana kadar, beklediğimi merak ediyordum. “

Okurken gerçekten de üşüyeceğiniz bir yapıt ama denemeye değer.

Tweet about this on TwitterShare on Facebook4Share on Google+0Email this to someone
Written by EGe

3 Comments

    1. EGe

      Ön sözünüzden eğlenceli biri olduğunuz kanısına varmıştım :); kitap hikaye örgüsü açısından zorlayıcıydı ama hiç kaybolmadan okudum. Normalde şiirleri bilingual/trilingual okumayı çok severim; o zaman çok güzel kıyaslayabiliyor insan. Belki bir gün “Ice”‘ı da okurum, sizin de elinize sağlık!

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir