Altın Köşk Tapınağı (Kinkakuji)

Altın Köşk Tapınağı (Kinkakuji)

Japon Edebiyatı’ndan yeni bir isim okumak farz olmuştu. Nereden araştırarak buldum hatırlamıyorum ama listeme bu kitabı dahil etmişim. Kitaplarında Yukio Mişima 三島 由紀夫 ismini kullanan yazarın asıl adı Kimitae Hiraoka 平岡 公威 olarak geçiyor. İlginç bir öyküsü var bu yazarın. İntihar eden yazarlar kuşağı temsilcilerinden (bkz: Sylvia Plath, Cesare Pavese, Sadık Hidayet, Paul Celan, Alfonsina Storni)  İntiharını ise Seppuku (nam-ı diğer Harakiri) ile gerçekleştiriyor. Başarısız bir darbenin ardından bir samuray gibi ölmeyi tercih ediyor.

Samuray bir aileden gelen Mişima bir Japon soylusu gibi yetiştiriliyor. Bu yüzden de samuray öğretilerine, eski Japon değerlerine derinden bağlı bir birey haline geliyor. Hayatı boyunca pek çok alanda aktif yer almış olan yazar, ( Öykü, roman, oyun, şiir ve film yazarlığı; oyunculuk; dövüş sanatları) Tate no Kai (Kalkan) adında bir örgüt kurarak 100 gencin bedensel ve felsefi eğitimini karşılıyor. Ağır basan milliyetçiliği ve gelenekselliğini göz önünde bulundurduğumuzda eşcinselliği biraz zıt kalıyor. Kendisi öldükten sonra eşi her ne kadar bu durumu hep yalanlamış olsa da ilişki yaşadığı kişilerle mektupları ortaya çıkıyor. Mişima, kendi intiharını en ince detayıyla planlıyor ve Kalkan grubu üyeleri yardımıyla da hayatını sona erdiriyor.

Kinkakuji romanına gelirsek, hikayesi gerçek bir olaya dayanıyor. 1950 yılında genç bir keşiş adayı çömezliğini geçirmek üzere bu tapınağa geliyor. Beş yüzyıla yakın ayakta kalabilmiş tapınak, bu keşiş tarafından yakılarak kül oluyor. Hayashi Yoke isimli bu keşiş mahkemede ise yaptıklarından hiç pişman olmadığını, tapınağın güzelliğinin kendisini korkunç derecede rahatsız ettiğini beyan ediyor.

Kitaptaki kahraman da gerçek olayda olduğu gibi çömezliğini geçirmek üzere Altın Köşk Tapınağı‘na geliyor. Yine aslına uygun olarak kahramanın en belirgin özelliği kekeme olmasıdır. Kitaptaki anlatım, kahramanın hayata bakış açısı hep kekemelik üzerinden veriliyor. Mizoguchi ismindeki bu keşiş adayının tapınaktaki günleri, okul hayatı, olmayan aşk hayatı ve çeşitli gözlemlerini okuma şansı buluyoruz. En yakın arkadaşının ölümü, başarısızlıkla sonlanan aşk çabaları, kendisinden farklı olarak fiziksel bir engeli olan Kaşivagi ile arkadaşlığı,  baş keşişin keşfettiği karanlık yönü (neden hep din adamları böyle olur?), güzellik kavramına dayanamaması… Bütün bunları yazarın aktarış şekli gerçekten de çok etkileyici. Uzun süredir Goodreads’te bir kitaba beş yıldız vermemiştim. Verdim. Kitabın bu kadar sarmasında tabii ki kitabın çevirmeni Ali Volkan Erdemir’in büyük payı olduğunu geçmeyelim.

Geçen yaz şahsen ziyaret etmiş olduğum Kinkakuji benim için bu kitapla birlikte daha da anlamlandı. Bu kitabı okuduktan sonra gitmiş olsam çok daha inanılmaz duygular hissederdim. Yakıldıktan sonra tekrar inşa edilen tapınak şu andaki haliyle bile büyüleyici. O doğanın içinde cart altın rengiyle dikkatinizi çeken duruşuyla, suya yansımasıyla, gölde gezen kırmızı balıklarıyla mutlaka görülmesi gereken bir yer Kyoto’da. Tüm gitmek isteyenlere öncesinde bu kitabı okumalarını tavsiye ediyorum.

Etkilendiklerim

Zaten Altın Tapınak huzursuzluğun inşa ettirdiği bir yapıydı, bir şogunun etrafında toplanmış pek çok karanlık yürekli kişi tarafından inşa edilmişti. Sanat tarihçilerinin eklektik bir tarz olarak yorumladıkları, üç katın ayrı ayrı tasarlanmış olmasının nedeni, etraftaki huzursuzluğu kristalleştirecek bir arayıştan doğal olarak oluşmuş olmasıydı, buna şüphe yoktu. s:43

Subay koyu renkteki çay fincanını eline alıp onun önünde eğildi. Kadın iki eliyle memesini sıktı. Tam anlamıyla gördüm diyemem ama kara çay fincanında bulunan yeşil çayın içine kadının memesinden ılık beyaz sütün fışkırdığını, yüzeyde beyaz benekler bırakarak çayın içine çöktüğünü, çayın durgun yüzeyinin beyaz sütle bulanıp köpürdüğünü gözlerimle görmüş gibi duyumsamıştım. s:60

Written by EGe

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir